Elifce
27/2/2008
-
DUYURU!!!!!
Sevgili Blogcu Arkadaşlarım ve Değerli ziyaretçiler
Uzun zamandır çok değerli kişiliğinden,engin tecrübelerinden ve çok değerli yüreğinden faydalandığım Sayın Hocam Halil Uslu Bey'in yazılarını sitem aracılığıyla okuyorsunuz umarım.Kendisi şimdi çok değerli bir yayın üzerinde çalışmaktadır.Mart başı gibi piyasada olacağını umduğumuz çok değerli eserini Sizlerlede paylaşmak istedim.MÜJDE PEYGAMBERİ EFENDİMİZ(asm) Mart başı gibi Sebat Yayınevinden çıkacaktır.Bu çok değerli eseri umarım herkes edinir.Kitaplığınızda bulunması ümidiyle Saygılar....
|
Yorum (
3
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/2/2008
-
BALKAN DEVLETLERİN ÇIKIŞ YOLU
BAŞET
HALİL USLU BALKAN DEVLETLERİN ÇIKIŞ YOLU
Kurulan ve yeniden bağımsızlığa gidecek olan balkan devletlerine baktıkça ve yeni gelişmeleri gördükçe ,mazi ile kıyas yapmak mecburiyetinde kalmaktayız.Müsbet manzaralarla hazin tabloları da müşterek görmekteyiz.Bunları temaşa ederken ve yaşadığımız dönemde gördüklerimizi tahlil ederken,yok mu bir kurtarıcı? Yok mu bir halaskar ve müjdeci ?yok mu bir mürşid-i kamil ? diye fikir dünyasının silinmeyen sayfalarına bakmaktayız..
Balkanlar 24 milyon km 2 karelik Osmanlı devlet-i aliyesinin ,görkemli ve mümbit bir parçası.Fikir dünyasından yer altı zenginliklerine kadar..Yüz yıllar büyük medeniyetlerin oturduğu,fikir dünyasının yaygınlaştığı ve maalesef savaşların meydanı olduğu tarihi toprak parçalarının birleştiği mekandır.Hangi kitabı açsan ve hangi toprak parçasını sıksan sana ibret vesikasını sunacaktır..Fakat alıcı akl-ı selim olursa ,anlayacaktır,yol bulacaktır..
550 yıl civarında Osmanlı ecdadımızın hakim ve hükümran olduğu bu aziz Balkan toprakları 1920 lerde Osmanlıdan ayrıldıktan sonra , 2008 itibarıyla millet olarak ve devlet olarak parça parça irili ufaklı devletler topluluğu haline geldi.Nereye varacak ne yapacaklar ?zaman gösterecek. Eski Yugoslavya, bir kez daha parçalandı ve parçalanacak, kopanlar 4-5 derken 6 ve 7 yi bulmaktadırlar.Hırvatistan böyle,Karadağ böyle,Sırbistan böyle.Bunlardan Makedonya Cumhuriyeti nüfusu 2 milyonu aşkın.Başkenti Üsküp 2002 sayımlarına göre kentin nüfusu 600 bin kişidir.En büyük etnik grup Makedon'lar,Arnavut'lar, Türkler , Çingeneler , Sırplar Boşnaklar ve diğerleridir.Ülkede 1200 kilise, 400 cami bulunur. Üsküp'de Ortodoks ve İslam dinine mensup insanlar için değişik okullar vardır.
17 Şubat 2008 tarihinde kurulan Kosova Nüfusu 2 milyon civarında ,Başkenti .Priştine. nüfusu 600 bin. Nüfusunun büyük bir kısmını Arnavutlar ve Çerkesler . Sırplar, Boşnaklar, Türkler ve Çingeneler şehirde yaşayan diğer etnik gruplardır. Priştine'de Priştine Üniversitesi vePriştine Ovası'nda I. Murat'ın türbesi bulunmaktadır.
Arnavutluk Cumhuriyeti: Başkent Tiran 2008 yılında 4 milyon . Komşuları Karadağ, Kosova, Makedonya Cumhuriyeti ve Yunanistan'dır. Arnavutluk'da irili ufaklı bir çok etnik grup bulunur. Nüfusun en büyük kesimi Arnavut'dur. Diğer önemli etnik gruplar Yunanlar, Müslüman Makedonlar, Goraniler Romanlar, Karadağlılar, Bulgarlar, Balkan Mısırlıları ve Yahudiler'dir. Ülkenin %70'i Müslüman olmakla birlikte Arnavut Ortodoksları nüfusun %20 sini oluşturur.%10'luk bir kısım da Katolikdir
Bosna Hersek : komşuları: Hırvatistan Karadağ Sırbistan .Nüfusu: 5 milyon civarında Karadağ Eski Yugoslavya'yı oluşturan altı cumhuriyetten biriydi. Yugoslavya'nın parçalanmasından sonra,. 3 Haziran 2006'da ise Karadağ Parlamentosu, referandumda çıkan sonuca dayanarak Karadağ'ın bağımsızlığını ilan etti.Diğerlerini saymak ve detaylarına inmek kitapları alır,biz ancak satır başlarını almaktayız.
Hz.Bediüzzaman ,bugünkü ve bundan önceki bütün acı manzarayı o günden görür ve ırkçılığın ortadan kalkması ve gerçek ittihadın husule gelmesi için 16 Haziran 1911 de ve 3 haftalık bir seyahat içinde Balkanların kalbi olan Üsküp’te Osmanlının hünkarı Sultan Reşad ile birlikte “Medresütü’z Zehra” adı altında Üniversitenin temelini atarlar.Bahsi geçen “Medresütü’z Zehra” proje ve nam altındaki üniversitenin ,senatosunda ve müfredatında esas maksat ittihad-i İslam ve milletlerin bir arada yaşamaları ve Avrupa ile yarışmalarıydı.Ayrıca eğer bunun önemini idrak etmeseydi Sultan Reşad buralara kadar gelmezdi.İşte Murşid-ı kamili anlayanlar…
Bu ittihadın ve bu Üniversitenin hayata geçmesiyle ve ikinci meşrutiyetin oturmasıyla müjdelerin tahakkuk edeceğini ifa eder ve derki “. Bu kuvvetli Asya ve Rumeli tarlası çok şübban-ı vatan mahsulü vereceğinden kaviyen ümitvarız.” İnşallah,bütün menhus ruhlara ve şer güçlere rağmen ,beklenen müjdeler bu yeni kurulan ve fikr-ı hürriyetle ortaya çıkan, yeni devletlerde tahakkuk eder .Keşke balkanlar küçük AB olsa….
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/1/2008
-
Büyük Değer Hocam'dan...
BAŞET
HALİL USLU ÜRGÜP NEVŞEHİR KAYSERİ
Türkiye medeniyetler ülkesi ,mazisi baştan sona kitaplar dolusu tarihi bilgi ve belgelerle dolu.Ürgüp bunlardan bir tanesi.Asurlar, Hititler,Kapadokya krallığı,Selçuklar ve Osmanlılar ve bunların bıraktığı Kiliseler,kervansaraylar camiler ve emsali kültür varlıkları silinmeyen ve tazeliği muhafaza eden mühürlerdir.Ürgüp’ün hangi tepesinden ıhlara vadisine baksan bu tarihi motifi ve Cenab-ı Hakkın turralarını birer birer görürsün.Maziyi tarihi dağlardan tepelerden ve üstündeki asardan okursun ve okumakla çok pencereler açılır..
Bu aziz beldedeki ,İman ve Kur’an hizmetine ve mazideki barış ve sevgi gerçeğine vakıf olan ve 2008 lerde ve ilerdeki yıllarda ülkemizde ve gönüllerde görmek isteyen ve nefislerinde yaşayan can kardeşlerimiz ve dava sahipleri, bir yıldan beri benim burada bir konferans vermemi istemişlerdi.1978 yazında bu diyarda 15 yıl kalan ve 12 yılı müftülükle geçiren, imam ve müftü yetiştiren merhum Abdülmecid Ünlükul’un hayatını yazarken arkadaşlarımla gelmiştim.Fakat geçen haftaki geliş çok farklıydı.Aradan 30 yıl geçmiş,ne çabuk geçmiş.Fakat üzülmedim, mahzunda olmadım.Çünkü bir istikrar içinde yollardayız ve hizmetin eşiğindeyiz..
Bir Turizm kenti olan Kapadokya’nın incisi , 10 bin yıllık tarihi maziye sahip Kültür merkezi Ürgüp’te ,dinler arası diyalogları ve AB sürecinin görüntülerini,doğu batı münasebetlerini ve emsali iletişimleri görebilirsin.Bu nevi görüntüler güzel anadolunun bu iç kesimlerinde görülmektedir.“Bir değer olarak Barış ve Sevgi”Konferansımızda da verdiğim çeşitli örnek ve misallerden bir tanesi ;Hz.Mevlananın divan-ı kebirinde geçen (Gel gel ne olursan ol yine gel .) rubaisini ve emsali çarpıcı ve sarsıcı sözlerini o tarihlerde ,Konya’da bulunan sinagog ,ve kilise ehlinin önünde durarak söylüyor.Neticesi nemi oluyor?2008 itibarıyla Konya’da 1100 cami ibadete açık ve dolu,iki tane kilise kalmış,ibadete açık değil.Ürgüp’te böyle ve çevreside böyle.Müsbet hizmetin ana yolları..Barışın ,sevginin dalları..
Dış dünyada görülen bütün güzelliklerin kaynağında bizim kültürümüz ve bizim manevi değerlerimiz vardır.Çok medeniyetler bunu alıp elimizden ya çalmışlar yada alıp götürmüşler.Şimdi yeni kılıflar ve libaslar giydirerek bizlere satıyorlar ve uymamızı talep ediyorlar.Bizler Osmanlının Selçuklunun mozaikı ve özü olan aziz Türkiye’de ,ecdadımızın topraklarına sahip çıktığımız gibi sahip çıkmalıyız, her cihetle kurtuluşumuz böyle olacaktır.
Kar kış demeden Ürgüp salonlarını dolduran can dostları Konferans sonrası beni bırakmadılar ,bir geceyi Nevşehir’e bir geceyi de Kayseri’de geçirdim.Oralarda da boş durmadık,bizler gibi fıtratları coşkun olan ,gönül dostlarımıza “İttihad-ı İslam ve ülkenin bölünmez bütünlüğü”üzerine tarihi fasıllar yaptık.Birincisini Nevşehir Yeni Asya gazetesi temsilciliği salonunda ikincisini ,Yine Kayseri Yeni Asya gazetesi seminer salonunda deruhte ettik.Gözlerine baktığım her kardeşimiz,. İslam dünyasının bu kanayan yarasının dinmesini ve son bulmasını istiyordu.Elimizdeki dökümanlar ,Kur’anın ayetleri, Fahr-ı kainat efendimizin “asv” hadisleri ve Bediüzzaman hazretlerinin Mevlana hazretlerinin Yunus Emre ve Hacı Bektaş-ı veli hazretlerinin emsalı gönül sultanlarının söz ve tespitleri idi.
Saymakla ve yazmak bitmeyen bu güzel sözler ve çıkış yolları içerisinde daha saymadığımız ve zikredemediğimiz sözler ve çıkış yolları vardı.Bunların bir tanesini beni hiç yalnız bırakmayan faal kardeşim Alpaslan Çevik bana ezberlettirdi, o da Hacı Bektaş-ı Veli’nin sözü “İncinsen de incitme ve karşındaki düşmanın insan olduğunu unutma” Evet bu diyarlara bu sözler yakışır.Şanlı tarihimize yapışanlar Türkiye’nin manevi harcı olan can dostları kardeşlerime ve salonlarda bizleri yalnız bırakmayan vefakar arkadaşlarıma tek tek teşekkür ediyorum.Merak etmeyin her şeye rağmen istikbaliniz parlak olacaktır…
Bu hafta da iki hükümdarın diyarındayız…İnşaallah..
|
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/11/2007
-
Hocam'a Saygılarımla...
BAŞET
HALİL USLU BİR MÜJDE HADİSİ UĞRUNA
Kainatın serveri sevgililer sevgilisi,Peygamberimiz efendimiz “asv” İslâmın sınırları dar ve etrafında çok az sahabenin bulunduğu ve inananlara zulümlerin yapıldığı bir zamanda ,İstanbul’un fethinden bahseder ve umur-u gaybiye nevinden buyurur ki “Kostantiniyye feth olunacaktır.Onu fetheden kumandan ne iyi kumandan ve onu fetheden asker ne iyi asker”Bu tebşir ve müjde sözleri etrafındakileri heyecana getirir.Olur mu olmaz mı? tereddüdünde olunmaz, çünkü Hz.Peygamber söylüyor “asv”o ne söylemişse mutlaka o olmuş, olacaktır.
Hz.Peygamber “s.a.v.” miladi 632 senesinde dâr-ı bekâya irtihâl eder.Daha sonraki tarihlerde İslâmiyet yayılır ve inkişâf eder,tarihe destanlıklar ve şeref levhaları yazılır. Yalnız bu Hadis-i Şerifteki müjdeye nail olmak için Bizans surlarına, başta Halid bin zeyd Ebu Eyyub el-Ensari hazretlerinde içinde bulunduğu , bir çok ataklar ve müdahaleler yapılmıştır.Medine nere İstanbul nere?binlerce kilometre,ayrıca iklim şartları ve o vasıtaları at ve deve,kızgın çöl ve susuzluk.Bir Müslüman bunu tahayyül etse çok dertlere devadır ve hizmetlerde bir şifadır.
Hayatımda büyük yankılar yapan ve ruhumdaki manevî elektriğe ve hislerimdeki cevelanlığa örnek olacak ve çeşitli engellere meydan okuyacak Hz. Eyyüb-el Ensari’nin (r.a.) İstanbulun fethedilmesi için 80 yaşını aşmasına rağmen 2 defa cihad seferine katılmasıdır.Birinci seferde Hicretin 43 veya 48.senesinde Süfyan bin Avf “r.a”kumandasında ve ikinci harekatta ise hicretin 49 veya 51 senelerinde yine Süfyan bin Avf “r.a”kumandasında İstanbul surlarına, sırf bu hadis-i şerifin müjdesinin tecellisine mazhar olmak için ,dayanması emsalsiz bir durumdur... Bu aziz zât ,muhasara anında rahatsızlanır sekerata girer, son sözlerinden birisi “kardeşlerim gittiğiniz en son noktanın dibine beni defnediniz” vasiyetinde bulunur ve ruhunu surların dibinde teslim eder,vasiyeti yerine getirilir.İşte bir hadis-i şerife ve ordaki insanların kurtuluşu için,ölüme,yaşa ve zorluklara meydan okuyan zatlar..
Bu aziz zatın manevi makamı yetişilmeyecek derecede.Başta ve ne mühim mi ,Hz.Peygamber efendimizin “asv” Medine’ye hicretlerindeki muhteşem ve manidar hadisedir.Çünkü Hz.Peygamber efendimiz bütün Medineliler kendi evlerinde misafir olmaları için yarış ederken Hz.Peygamber deveyi işaret eder “Ona dokunmayınız ,o memurdur,Allah tarafından me’mur olduğu yere gider.Durun bakalım nereye gidecek.,artık onun yularını bırakınız” ve neticesinde deve ilahi irade ile “Halid bin zeyd Ebu Eyyub el-Ensari” “ra”nin evinin kapusunun önününe çöker ve Peygamberimiz efendimiz “asv” kendilerinin ev ve odaları yapılasıya kadar bu evin üst katında yedi ay kalırlar..
Ayrıca Peygamberimizin “asv”etrafında ve en yakınında başta Bedir savaşı olmak üzere,Uhud,Hendek,Hudeybiye,Hayber,Feth-i Mekke,Huneyn,Tebuk vesair gazalara iştirak etmiştir.Yine Mescid-i Nebevide Efendimizin vefatından sonra Hz.İmam-ı Alinin “ra” ricası üzerine imamlık yapmıştır.Bütün bunlara rağmen o aziz ve mübarek zat yine yollarda.Ona dikkatle baktığımda müthiş bir gençlik ve muhteteşem bir cihad aşkı ,yani İslamiyeti yaymanın zevk ve heyecanı bütün zerratında tap taze ve Fahr-ı Kainata olan iman ve bağlılığı en üst seviyidedir ..Bir manada Müslümanlara ve insanlık alemine model şahsiyetter.Onun ömrüne baktım, tatil neden günü yok ,titredim,ağladım göz yaşı döktüm..
Çok kişiler bu muhteşem sahabinin muazzam hizmetinin ve yaşantısının karşısında ,ne kadar büyük olursa olsun gölgede kalmıştır ve kalacaktır.Üzüldüğüm ve kabul etmediğim bir husus şudur:Bir çok maddi ve manevi sultanları o kadar anlatıyor ve alkışlıyoruz ki,adeta bu sahabiler gölgede kalmaktadır.Bu haller bir vartadır.Soruyorum acaba “Halid bin zeyd Ebu Eyyub el-Ensari” için hangi gün ve haftalar tertipleniyor ?Fatihalar ayrı bir vazife
Peki ne oldu bu hadis-i şerif ?Evet, Hz.Peygamber efendimizin “asv” ebedi âleme teşriflerinden tam 821 yıl sonra 29 Mayıs 1453 sabahı çağ açıp çağ kapatan büyük hünkar Muhammed Fatih Sultan ve askerleri tarafından Kostantiniyye yani İstanbul feth edilmiştir .Peygamberimizin “asv” müjdesi böylelikle tahakkuk etmiştir.Öyle ise günümüze işaret eden diğer müjdeleri de, alem çarşısında tahakkuk edecektir,görüyoruz ve göreceğiz..
Bu manada bütün şehitlerimize Hz.Allah’tan rahmet,yaralılara acil şifalar diliyoruz..
|
Yorum (
3
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/6/2007
-
ölüm neyin adıdır?
‘ÖLÜM’ NEYİN ADIDIR?
KESİN OLAN VE TEK İHTİMAL: ÖLÜM
Geleceğimizle ilgili tüm beklenti ve tahminlerimiz bir ihtimale dayalıdır.
Bugün akşam yemeğini yiyemeden ölebiliriz.Bu gece kıyamet kopabilir ve yarın sabah güneş doğmayabilir.
Ya da doğar ama biz göremeyiz.Gece uykuda kalp krizi geçirip,ölmüşüzdür.Belki bunların hiç biri olmaz…Her şey yolunda gider…Bir süre için…
Fakat yine de bu yaz tatile çıkabileceğimiz yüzde yüz değildir.
Bir annenin mini mini yavrusunu yarın yine şefkatle kucaklayıp,bağrına basabileceği,belli değildir.
Ve gelecek yaşamımıza dair daha yüzlerce şey…Küçük, büyük…Önemli ya da detay…Farkında olmaksızın ‘en garanti’gördüklerimiz bile aslında tam olarak kesin değildir.Hepsi birer ihtimaldir…Belki bazıları gerçekleşme oranı çok yüksek ihtimallerdir…
Geleceğimize ait bu kuralın tek bir istisnası vardır: Ölüm!
Evet ölmeme ihtimalimiz yoktur.Belki bir saat ya da yüzyıl sonra… Ama bir gün mutlaka…
Hüküm verilmiş ,iş bitmiştir…
‘Her canlı ölümü tadacaktır.’(Al-i İmran,185)
Tadacaktır,doymayacaktır…Yani kısa sürecektir ölüm…Bir gün ölümsüz,yeni bir hayatın şafağına uyanacak,yani haşredilecektir,insan…İnsan ‘Tadacaktır’,yani , o ölümü yaşarken bile şu anda olandan farklı ama bir tür hayatın içinde bulunacaktır,yine…Bizi bu dünyada,geçici bir hayatta böylesine nimetlerle baştan ayağa donatan bir Varlık,elbette,toprağa girip,kalkmamak üzere yatmamıza göz yummayacaktır…
‘‘Her canlı ölümü tadacaktır.’’
Ertesi sabah saat beşte asılacağını bilen ve bekleyen bir idam mahkumuyla,bu satırları şu an okuyan senin aranda bir tek fark vardır…O daha kaç saati kaldığını biliyor,sen ise bilmiyorsun…Bu önemli bir fark mıdır?
İster inan, ister inanma.İster ciddiye al,ister kulak arkası et…Hiçbir hazırlık yapma ama…
‘’Her canlı ölümü tadacaktır.’’(Al-i İmran, 185)
Yaradılmışlara Efendi olsun diye yaradılan(s.a.v) bir gün dostu Cebrail ile karşıkarşıyadır.Dost Cebrail O’nun kişiliğinde O’nun ümmetine seslenerek,konuşur:’’Ey Muhammed!İstediğin kadar yaşa.Muhakkak bir gün ölürsün.İstediğin kişiyi sev.Muhakkak bir gün ayrılırsın.İstediğini yap,muhakak bir gün karşılığını görürsün’’.
O Efendi’nin sadık takipçisi,en çok hadis rivayet edeni’’Kedicik Babası’’yani Ebu Hüreyre gördüğü her cenaze karşısında onu taşıyanlara seslenirdi:’’Götürün!Biz de arkasındayız.’’
Hz.Ömer torunu,Emeviler’in beşincisi,İslam’ın ilk müceddidi Ömer b.Abdülaziz,kısacık hilafet hayatının sonunda,insan görünümlü bazı ‘’karanlıklar’’ tarafından zehirlenmiştir…Yaşadığı son dakikalardır…Kendisini muayene eden doktor,Başını ümitsizce iki yana sallar:’’Görüyorum ki halife zehirlenmiş ve ölmeyeceğinden emin değilim!’’Halife/müceddit,2.Ömer,5.Raşid gözlerini aralar…Acıyla,hafif tebessüm eder.’’Zehir içmeyenlerinde ölümünden de emin değilmisin?’’
17.yüzyıl Osmanlı’sının manevi güneşlerinden Aziz Mahmud Hüdai…
Fırtınalı bir kış gecesi,Eminönü’nden Üsküdar’a geçmek azmindedir.Kaç para teklif ederse etsin’’gözükara’’bir kayıkçı bulamaz.Çaresiz Topkapı’ya mürid padişahın sarayına dönmek üzere iken,aranan bulunur.Ve ‘’gözükara’’ ile beraber Boğaza açılırlar…Kayıkçının niyeti ‘’Sultan’’ı denemek, cihan padişahını bile kendine bende etmiş o büyüklüğe gerçekten sahip olup,olmadığını test etmektir.
Kayık boğazın ortasını bulmuştur…Ve dev dalgaların kucağında bir fındık kabuğundan farksızdır.Rengi muma dönmüş olan kayıkçı,bir yandan küreklere asılmaya çalışırken sorar:’’Efendi hazretleri!Farkında mısın,şu an ölümle senin aranda şu küçücük,çürük tahta parçası var?’’
Efendi Sultan,kırda geziyormuşçasına rahat cevap verir:’’Evlat,gam çekme sen küreklere asıl.Karaya çıkınca o çürük tahta da yok!’’
Ölüme hazır olan,onu aklından ve hesabından çıkarmayandır…
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
18/5/2007
-
Şeytan'ın kalbe müdahalesi
|
| Şeytan'ın Kalbe Müdahalesi |
|
imam Gazâli (İhyâyı ulûmid-din) Şeytan Allah-u Teâlâ'nın yarattığı öyle bir yaratıkdır ki, şerri, kötülüğü vaad eder. Çirkin (münker) şeyleri emr eder. Nefsi bu gibi işleri yapmağa davet eder. Peygamber (S.A.V.) bir mübarek sözünde "...Vesvese de şeytandan gelir ve şerri davet eder, hakkı tekzib eder ve hayırdan men'eder. Kalbinde bunu bulan, şeytanın şerrinden Allah'a sığınsın" buyurdu ve sonra "Şeytan fâkirlik ile korkutur ve fuhşiyat (kötü işler ve ameller) ile emr eder" meâlindeki âyet-i celileyi okumuştur. İbn-i Mes'ud (Tirmizi ve Nesei) İnsan şehvet ve gazaba uyarsa, istekleri vasıtasıyla şeytanın istilâsma uğrar. Kalb şeytana yataklık yapar. Zira hevâ (istek) şeytanın barınağıdır. Allah (c.c.) nıuhafaza buyursun. Amin. Resul-i Ekrem (S.A.V.) "Sizden her birinizin bir şeytanı vardır. Evet, benim de şeytanım var, fakat Allah-u Teâlâ bana yardım etti ve şeytanını müslüman oldu, bana yalnız iyiliği emr eder" buyurdu. İbn-i Mes'ud (Müslim) Nefsâni arzulara uyularak dünya sevgisi kalbe galebe çalarsa, şeytan vesvese için çare bulmuş olur. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) "Şeytan, insan oğlunun çeşitli yollarında oturur. Önce İslâm yolu üzerinde durur ve (Ananın, babanın dinini terk edip müslüman mı olmak istersin?" der. [ kandıramaz ise] ...hicret yolu üzerine oturur... sonra cihad yolu üzerine oturur... İnsan bunu da dinlemez ve mücahedesini yapar. Kim bu şekilde hareket ederek ölürse, Allah-u Teâlâ'nın Cerınetini hak etmiş olur." buyururdu. Sübre b. Ebi Fâkih (Nesei) Şeytanın hilelerinden biri de şerri-hayır gibi. kötülüğü-iyilikmiş gibi göstermeye çalışmaktır. Allah-u Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'in bir çak Yerinde Şeytan'ın düşmanlığından bizlere haber vermiştir. "Şüphesiz, şeytan, sizin için büyük bir düşmandır. Siz de onu düşman tanıyın..." Fatır Sûresi: A. 6 "Ey Âdem oğulları, şeytana tapmayın. O size apaçık bir düşmandır diye size bildirmedim mi?" Yâsin Sûesi; A. 60 "Allah'tan korkanlar kendilerine şeytan'dan bir vesvese iliştiği zaman, düşünürler de derhal basiretlerine sahip olurlar." (A'raf S. A. 201) "Eğer şeytandan bir vesvese gelirse hemen Allah'a sığın..." A'raf S. A. 200 "Şeytanların kardeşlerine (insanlardan) gelince: Onları şeytan sapıklığa sürükler ve yakalarını bırakmazlar." (A'raf S. A. 202) İblis, İsa (a.s.) a gözükerek onu şehâdete davet etti. İsa (a.s.) cevaben "Bu söz hak sözdür. Fakat senin emrinle ben bunu süylemem." Onun böyle bir hayır tavsiyesi altında bir mel'âneti olduğunu bilirdi. Şeytan'dan asla kurtuluş yoktur. Ancak onu uzaklaştırmak ve zayıflatmak mümkündür. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) "Yolculukta insan, devesini zayıflattığı gibi, mü'minde şeytanını zayıflatabilir." buyurdu. Ebû Hüreyre İbn Mes'ud "Mü'minin şeytanı zayıftır" Kays B. Haccac "Şeytanını bana - senin yanına geldiğim zaman besili hayvanlar gibi idim. Şimdi kuş kadar kalmadım. - dedi. Neden? sualime: - Zikrullah ile beni erittin - dedi." Bilmiş ol ki, kalb bir kal'a, şeytan da kal'aya girmek isteyen bir düşman gibidir. Kalbi şeytanın vesveselerinden korumak borç ve herkese "farz-ı ayn"dır. Şehvet ve gazap şeytanın giriş yollarıdır. Câhil sofu, şeytanın maskarasıdır. İşsize (boş gezene) şeytan iş bulur. İnsan şeytan gibidir, fakat insana benzer şeytan yoktur. Boş karın şeytanın zindanıdır. Çünkü ekmek derdi onun hîlesine, düzenine manidir. MEVLÂNA | |
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
Hakkımda
Seni Uzaktan Sevmeyi,Sana Bakmadan Görmeyi,Seni Duymadan Dinlemeyi,Gözyaşlarımla Gülmeyi,Kavuşmak İçin Sabretmeyi Öğrendim Ama Sensiz Olmayı Öğrenemedim YA RESULLAH..
|
|